Kategori: Uncategorized
-
Neden Bazen Sadece ‘Kendine’ İhtiyacın Var?
Kalabalık bir arkadaş grubunun ortasında, kahkahalar havada uçuşurken bile o garip boşluk hissinin gelip göğsünün ortasına oturduğu oluyor mu? Ya da cuma akşamını evde tek başına geçireceğini öğrendiğinde içini hafif bir “terk edilmişlik” korkusu kaplıyor mu? Eğer cevabın evetse, yalnız değilsin ama muhtemelen çok önemli bir ayrımı kaçırıyorsun: Yalnızlık ve tek başınalık arasındaki o devasa…
-
Başkalarını Mutlu Etme Sanatı: Kendi Cenazene Odun Taşımak mı?
Hayatımız boyunca fark etmeden iki farklı kimlik inşa ederiz. Birincisi; dış dünyaya sunduğumuz, onaylanmak ve sevilmek için özenle süslediğimiz vitrinimiz. Diğeri ise sadece kendimizle baş başa kaldığımızda hissettiğimiz, bazen itiraf etmekten bile çekindiğimiz o en saf halimiz. Psikolojide “Sahte Kendilik” olarak adlandırılan o dış kabuk, aslında bizi korumak için oradadır; ancak zamanla genişlemek yerine ruhumuzu…
-
Maskeler Düşmez, Sürdürülemez
Kaybettiğini sandığın şey çoğu zaman bir insan değildir. Kaybolan, o insana yüklediğin anlamdır. İnsanlar gitmez; şartlar değiştiğinde gerçek hâllerine geçer. Maskeler, sürdürülemediği anda düşer. Birçok insan saygıyı sessizlikle karıştırır. Sen sustuğun sürece sorun yoktur. Uyum sağladığın, idare ettiğin, kendini geri çektiğin sürece her şey normal görünür. Ne zaman soru sormaya, itiraz etmeye, sınır koymaya başlarsın;…
-
İnsanların Sana Yaptıkları Değil, Senin Kendine Yaptıkların
Bazı şeyler gerçekten sana yapıldı; haksızlığa uğradın, görmezden gelindin, yanlış anlaşıldın ve bunlar tartışmaya açık değil. Ama insan bir noktada şunu fark eder: yaşadıklarının ağırlığı değil yoran, o ağırlığı ne kadar süredir taşıdığındır. İşte burası rahatsız eder. Çünkü sorumluluk başkasından sana geçer. Kimse kimseyi bir anda harcamaz; bu işler aceleyle olmaz, önce sınırlarını zorlar. Sonra…
-
Sahne Senin: Kendi Alkışını Ara.
Modern insanın en büyük yanılgısı, hayatın bir gün “gerçekten başlayacağı” inancıdır. Bu inanç, bizi bugünden koparıp sonsuz bir ertelenişe sürükler. Gerçeğin ağırlığıyla yüzleşmekten korktukça, kendi yaşamımızdan çekilip başkalarının hikâyesinin izleyicisi oluruz. Bir başkasının acısını, başarısını, arayışını seyretmek; kendi adımımızı atmaktan daha kolay gelir ve böylece görünmez bir tribünde oturup yedek hayatlarla avunan sessiz seyircilere dönüşürüz.…
-
Hayat Sende Neden Kırıldı? Çünkü Yolculuk Başlıyordu. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu
Joseph Campbell yıllarını mitleri, efsaneleri ve kutsal anlatıları inceleyerek geçirdi. Fark ettiği şey çarpıcıydı: Dünyanın neresine gidersen git, bütün hikâyeler aynı yapıya sahipti. Krallar, şamanlar, savaşçılar, tanrılar, sıradan insanlar… Hepsi aynı yolu yürüyordu. Çünkü Campbell’a göre bu model dışarıdaki hikâyenin değil, insanın ruhunun mimarisiydi. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, tek bir kişinin değil, bütün insanlığın binlerce yıldır tekrar ettiği bir…
-
Gerçeği Görmek İstemenin Bedeli Ağırdır.
Gerçeği görmek pasif bir aydınlanma değil; aktif bir cesarettir. Devam etme ihtimali varken “hayır” demek, insanın kendi sezgisine sadakatinin en keskin hâlidir. Kendini kandırmayı bırakıp içindeki sesi duyduğun andır. Fakat hakikat çoğu zaman önce acıyı getirir. Bir gerçek ortaya çıktığında, onunla birlikte birçok hayal de dağılır. Artık bildiğini geri itemezsin; kapattığın kapı çoktan aralanmıştır. O…
-
Ağustos Karşılaşması
Jung’un senkronisite dediği şey, insanın içindeki çağrıyla dışarıda beliren işaretin aynı anda görünmesidir. Benim için o işaret Ağustos’ta ortaya çıktı. Kader bazı karşılaşmaları kalabalıktan çekip sessiz bir köşeye bırakır. Kimsenin duymadığı bir sokakta birkaç saniyelik bir duruşta iki insanın arasına ince bir hakikat yerleşir. O an herkes rolünü bırakır ve kendi tarafını fark eder. Biri…
-
Bazı manzaralar sadece şikâyeti bırakanlara görünür.
Pazar günüydü. Sessiz yürüyüş günümdü. Yani ne kulaklık vardı kulağımda, ne podcast, ne de arka planda birinin sesi. Sadece ayaklarımın sesi, sokaktaki rüzgâr, uzaklardan gelen araba uğultusu… Kafamın içi de ilk kez bu kadar netti. Markete gitmem gerekiyordu, ama evin altındaki kapalıydı. “Of yine mi o bayır?” diye içimden söylendim önce. Çünkü o yol benim…
-
Bırakmanın Gerçek Anlamı: Boşluktan Korkmamak
“Hepimiz, üzücü ya da endişe verici bir şeyi geride bırakmak zorunda olup da, bıraktıktan yalnızca bir an sonra kendimizi benzeri hüzünlü bir durumda bulacağımızdan emin olmanın nasıl bir şey olduğunu tam olarak biliriz. Bu kişiyi bırakıp ötekini seçmemiz, bizi sonu olmayan ilişkilere sürükleyen yalnızlığımızı sonlandırmaz. Bu geride bırakmak değildir. Yalnızca boşluğu beklemeye almayı başarmış oluruz.”…
