Her His Yaşanmak Zorunda Değil

Her his, peşinden gidilmek zorunda değildir. Bazı duygular sadece tanınmalı, görülmeli ve sonra bırakılmalıdır. İnsan, hissettiği her şeyi yaşamak zorunda olmadığını fark ettiğinde, kendi hayatı üzerinde gerçek bir söz hakkı kazanmaya başlar. Çünkü his, yön verir; ama karar, yolu belirler.

Yakınlık, insanın en hızlı bağ kurduğu alanlardan biridir. Bazen birkaç an, uzun zamanların kuramadığı bir etki yaratır. Kelimeler eksik kalır, davranışlar konuşur. İnsan, kendini o anın içinde gerçek hisseder. Ve tam da bu yüzden o an, doğruymuş gibi görünür. Oysa bir şeyin güçlü hissettirmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Güçlü olan her şey sürdürülebilir değildir. Bazı şeyler, sadece o an için vardır ve tam da o an için anlamlıdır. Onları uzatmaya çalışmak, o anın değerini artırmaz; aksine, onu yıpratır.

Bir şeyi yaşamakla, o şeyi sürdürmek arasında fark vardır. İnsan bazen bir deneyimi bilinçli olarak yaşar, ama onu devam ettirmemeyi seçer. Bu bir kaçış değil, aksine bir duruştur. Çünkü kaçış, yüzleşmemektir. Oysa burada olan şey, tam olarak yüzleşmektir: Hisle, gerçeklikle ve sonuçlarıyla. İnsan ne hissettiğini inkâr etmeden, o hissin nereye varacağını da görebildiğinde, karar vermek zorlaşır ama netleşir. Ve o netlik, çoğu zaman dışarıdan anlaşılmaz.

Sınır koymak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki insanın içi boşalmış, duygusu azalmış gibi görülür. Oysa sınır, duygunun zayıflığı değil, yönlendirilmiş halidir. İnsan bazen tam da hissettiği için “burada durmalıyım” der. Çünkü bazı şeyler, ne kadar güzel olursa olsun, doğru zeminde değildir. Ve yanlış bir zeminde doğru bir his bile zamanla yanlış bir sonuca dönüşür. Sınır, bir şeyi değersizleştirmek değil; aksine, onu yanlış bir şekilde tüketmemektir.

İlişkiler sadece hisle kurulmaz; koşullarla, zamanla ve sorumlulukla da şekillenir. Bir bağın var olması, onun yaşanabilir olduğu anlamına gelmez. İnsan bunu kabul ettiğinde kendini korumaya başlar. Çünkü her bağ, içinde kalınması gereken bir bağ değildir. Bazıları sadece bir şey öğretmek için gelir ve tam zamanında bırakılması gerekir. İnsan, her geleni hayatında tutmak zorunda değildir; bazı şeyler, sadece geldiği anın hakkını vermek için vardır.

Vazgeçmek, çoğu zaman zayıflıkla karıştırılır. Oysa vazgeçmek, her şeyi kaybetmek değil; neyin kaybedilmeye değmeyeceğini bilmektir. İnsan bazen elinde tutabileceği bir şeyi bırakır, çünkü tutmaya devam ederse kendini kaybedeceğini bilir. Bu seçim, dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. Ama içten bakıldığında son derece nettir. Çünkü insan bazen kazanmak için değil, kendini kaybetmemek için bırakır.

Kendi sınırını çizen biri, karşısındakini değiştirmeye çalışmaz. Çünkü mesele karşı taraf değildir. Mesele, insanın kendi hayatıyla kurduğu ilişkidir. Neye izin verdiği, neyi sürdürdüğü ve neyi bıraktığı… Asıl hikâye burada yazılır. İnsan başkalarını kontrol edemez ama kendine koyduğu sınırlarla hayatının yönünü belirleyebilir.

Bazen en zor olan şey, bir şeyin güzel olduğunu kabul edip yine de onu sürdürmemektir. Çünkü insan zihni, güzeli devam ettirmek ister. Ama hayat, sadece güzel olanla ilerlemez. Hayat, doğru olanla ilerler. Ve doğru olan her zaman en çok hissedilen şey değildir. Bazen en çok hissedilen şey, en çok yanıltan şeydir.

Bazen doğru olan, tam da en yoğun hissettiğin yerde durabilmektir. Çünkü insanın kendine verdiği en büyük söz, bazen ilerlemek değil, durabilmektir. Ve o duruş, çoğu zaman sessizdir; ama en güçlü kararlar zaten sessiz alınır.


Yorumlar

Yorum bırakın