Affetmek Erdemdir Ama Herkes O Erdemi Hak Etmez

Son yıllarda affetmek neredeyse kutsal bir erdem gibi anlatılıyor. Kırıldın mı affet. Aldatıldın mı affet. Saygısızlık gördün mü affet. Sanki insanın içinden geçen öfke, hayal kırıklığı ve kırgınlık bir kusurmuş gibi sunuluyor.

Oysa bazen affetmemek de insanın kendine duyduğu saygının bir parçasıdır.

Çünkü affetmek her zaman iyileşmek anlamına gelmez. Bazen sadece yaşananları küçültmek, üstünü örtmek ya da kendini tekrar aynı acının içine teslim etmek anlamına gelir.

Birçok insan affetmeyi olgunlukla eş tutar. Ama her affediş olgunluk değildir. Bazen sadece kendini, sana zarar vermiş birine yeniden açmaktır. Bazen de sırf iyi biri olmak zorundaymışsın gibi davranmaktır.

İnsan kırıldığı zaman yalnızca olan olayı yaşamaz. Bir de o olayın içinde bıraktığı izlerle baş başa kalır. Yaşanan şey biter ama etkisi bitmez. Cümleler unutulmaz. Hissettirdikleri kolay kolay silinmez. İşte tam da bu yüzden herkes her şeyi affetmek zorunda değildir.

Çünkü bazı insanlar özür dilediği için değil, rahatlamak istediği için geri döner. Yaptıklarının sorumluluğunu gerçekten almak için değil, vicdanını hafifletmek için affedilmek ister. Kendini iyi hissetmek ister. Ama insan karşı tarafı rahatlatmak zorunda değildir.

Asıl soru şudur: Gerçekten affetmek mi istiyorsun, yoksa sana affetmenin daha doğru olduğu öğretildiği için mi bunu yapmak istiyorsun?

Bazen toplum affetmeyen insanı sert bulur. Kırgın bulur. Kin tutuyor sanır. Oysa her mesafe kin değildir. Her geri çekiliş nefret değildir. Bazen sadece insanın kendine çizdiği bir sınırdır.

Bazı kapılar öfkeyle değil, farkındalıkla kapanır.

İnsan bazen bağırmadan da karar verir. Kavga etmeden de uzaklaşır. İçinde fırtınalar kopsa bile dışarıya sadece netlik yansır. Çünkü bazı şeylerin ikinci bir şansı hak etmediğini anlamak için öfkeli olmaya gerek yoktur. Sadece uyanmış olmak yeterlidir.

Affetmemek her zaman kötü bir şey değildir. Bazen insanın kendine verdiği sessiz bir sözdür. Bir daha aynı saygısızlığı kabul etmeyeceğine, aynı kırılmayı normalleştirmeyeceğine, aynı acıyı meşrulaştırmayacağına dair bir söz.

Çünkü özsaygı bazen tam olarak budur. Herkesi anlamaya çalışmaktan vazgeçmek. Her yarayı büyüklük göstergesine çevirmemek. Her geri dönüşe açık kapı bırakmamak.

Bazı insanlar hayatına geri dönmeyi hak etmez. Bazı davranışlar telafiyle değil, mesafeyle karşılanmalıdır. Ve bunu seçmek kötü kalplilik değil, kendini ciddiye almaktır.

Affetmek elbette bazen özgürleştirici olabilir. Ama affetmemek de her zaman bir yük değildir. Bazen insanı koruyan şey tam olarak budur. Ne yaşandığını inkâr etmeden, olanı olduğu gibi kabul ederek, kendine şunu diyebilmektir:

Ben bunu yaşadım. Bundan bir şey öğrendim. Ama sırf iyi kalpli olmak adına kendimi yeniden aynı karanlığa bırakmayacağım.

Bu bir intikam değildir. Bu bir kin değildir. Bu, insanın kendi iç sesine ilk kez gerçekten sadık kalmasıdır.


Yorumlar

Yorum bırakın