Bazı manzaralar sadece şikâyeti bırakanlara görünür.

Pazar günüydü. Sessiz yürüyüş günümdü. Yani ne kulaklık vardı kulağımda, ne podcast, ne de arka planda birinin sesi. Sadece ayaklarımın sesi, sokaktaki rüzgâr, uzaklardan gelen araba uğultusu… Kafamın içi de ilk kez bu kadar netti. Markete gitmem gerekiyordu, ama evin altındaki kapalıydı. “Of yine mi o bayır?” diye içimden söylendim önce. Çünkü o yol benim için hep aynıydı: yorucu, dik, nefes kesen. O yokuşu her çıkışımda içimden aynı cümle geçerdi: “Buradan nefret ediyorum.”

O dik yolda yürürken ve etrafı gözlemlerken başımı kaldırdım. Yıllardır orada duran, olduğum yerden de aslında görünen, ama benim hiç fark etmediğim o dağ. Şehrin arkasında koca bir sessizlik gibi duran, hiçbir yere gitmeyen, hiçbir şey istemeyen, sadece orada duran o dağ. O an çok garip bir his geldi. Çünkü ben yıllardır o yoldan geçiyordum, yıllardır aynı şeyi düşünüyordum ama o manzarayı görmüyordum. Görmek için tek yaptığım şey de müziği kapatmak ve kafamı kaldırmak oldu.

Bir an durdum. Çünkü fark ettim: Ben hep yorgunluktan şikâyet ederken, önümde duran güzelliği görmemişim. O dağ hep oradaymış, ama ben hep aşağı bakıyormuşum. Düşüncelerle, aceleyle, rutinle, iç sesin gürültüsüyle…

Anladım ki, insan çoğu zaman yaşadığı yere değil, orada hissettiği yorgunluğa kızıyor. O yokuşun dikliğine değil, kendi nefesine tahammül edemiyor. Halbuki o nefes bile yaşadığını hatırlatan şey. Ve o yorgunluk, seni hayata biraz daha yaklaştıran bir şey.

O gün anladım: Sessizlik ve gözlem fark ettiriyor. Müziği kapattığında, dışarının sesi daha belirgin oluyor. Kuşlar, rüzgâr, uzaktan gelen konuşmalar, hatta kendi adımlarının ritmi… Hepsi sana aynı şeyi söylüyor: “Bak, buradayız.”

Belki de hayatın çoğu anında olan tam olarak bu. Sürekli şikâyet ettiğimiz yollarda aslında görmediğimiz bir manzara var. Bir güzellik, bir sabır, bir hatırlatma: “Bu dağ senin önünde hep vardı.” Ama biz ancak durunca, sessizleşince, başımızı kaldırınca fark ediyoruz.

Yani mesele yokuşta yorulmak değil, yorulurken de güzeli görebilmek. Çünkü herkes manzarayı zirveden izler, ama gerçek farkındalık yolda olur. Tırmanırken, nefesin daralırken, “yeter artık” derken… Bir bakarsın, o yorgunluğun ortasında bir huzur var.

Belki de değişmek dediğimiz şey tam olarak budur. Aynı yolu, başka bir gözle görmek. Aynı şehri, başka bir ruhla yaşamak. Ve bir gün, hiçbir şey değişmemişken, sen değiştiğin için her şeyin daha güzel görünmesi. O yüzden bu yazının kalbinde şu cümle kalsın: Bazı manzaralar sadece şikâyeti bırakanlara görünür.


Yorumlar

Yorum bırakın