
Mitolojinin tozlu sayfalarında, ormanların derinliklerinde yankılanan trajik bir ses vardır; peri kızı Ekho’nun sesi. Tanrıça Hera tarafından cezalandırılan Ekho, artık kendi cümlelerini kuramaz hale gelmiş, sadece başkalarının söylediği son kelimeleri tekrarlamaya mahkum edilmiştir. Bu antik hikaye, aslında binlerce yıl öncesinden bugünün modern ilişkilerine tutulmuş en net aynadır. Pek çoğumuz, tıpkı Ekho gibi, sevdiğimiz insanın dünyasında yer edinebilmek için farkında olmadan kendi cümlelerimizden vazgeçer, zamanla sadece partnerimizin arzularını, fikirlerini ve duygularını geri yansıtan birer yankıya dönüşürüz.
İlişkide “yankı” haline gelmek, bir insanın kimliğinin yavaş yavaş şeffaflaşmasıdır. Bu süreç genellikle çok masum başlar; uyum sağlama isteği, karşı tarafı mutlu etme arzusu veya çatışmadan kaçınma çabası bizi adım adım kendimizden uzaklaştırır. Partnerimizin neşesiyle neşelenip, onun öfkesiyle titrediğimizde aslında kendi duygusal zeminimizi kaybederiz. Bir “Echoist” için artık “Ben ne istiyorum?” sorusunun bir cevabı yoktur; sadece “O ne istiyor?” sorusunun sadık bir yankısı vardır. Bu durum, narsistik bir karakter için bulunmaz bir nimettir; çünkü narsist bir güneş gibi parlamak isterken, Ekho o ışığı yansıtan ama asla kendi ışığını saçmayan sessiz bir ayna olmayı kabul etmiştir.
Ancak bu sessiz uyumun bedeli, ruhun yavaş yavaş görünmezleşmesidir. Mitolojide Narcissus, suyun içindeki yansımasına o kadar aşıktı ki, hemen yanındaki Ekho’nun gerçek acısını ve varlığını asla görmedi. Bugün de pek çok insan, ulaşılamaz olanın, kendinden başkasını görmeyenin peşinde kendi ömrünü tüketiyor. Narcissus’un o soğuk ve donuk yansımasına dokunmaya çalıştığınız her an, aslında kendi gerçekliğinizden bir parça daha koparsınız. Çünkü bir narsist gerçek bir insanı sevemez; o sadece kontrol edebildiği, kendisine hayranlık duyan ve kendi mükemmelliğini ona geri yansıtan o “yankıyı” sevebilir.
Bu döngüyü kırmanın yolu, o antik aynayı parçalamaktan ve suyun bulanmasını göze almaktan geçer. Kendi sesini yeniden bulmak, başlangıçta korkutucu gelebilir; çünkü bir yankı olmaktan çıkıp bir “ses” haline geldiğinizde, çevrenizdeki Narcissus’ların huzuru kaçacaktır. İtiraz etmek, “hayır” demek ve kendi ihtiyaçlarını ilk sıraya koymak, bencilce bir eylem değil, bir varoluş mücadelesidir. Ekho gibi kahrından eriyip kemikleri kayaya dönüşen bir hatıra olmak yerine, o kayadan kendi hayatını yontan bir heykeltıraş olmayı seçmelisiniz.
Sonuç olarak aşk, iki insanın birbirinin içinde eriyip yok olması değil, iki ayrı sesin birleşerek özgün bir melodi oluşturmasıdır. Eğer bugün kendi hayatınızda sadece başkalarının cümlelerini tekrarladığınızı fark ediyorsanız, durun ve derin bir nefes alın. Kendi ormanınızda kaybolmanıza izin vermeyin. Unutmayın ki dünya, sizin bir başkasının gölgesi olmanıza değil, kendi özgün sesinizle kuracağınız cümlelere ihtiyaç duyuyor. Bugün, sadece size ait olan o ilk kelimeyi söyleme cesaretini gösterin; çünkü iyileşme, yankı olmaktan vazgeçip kendi adınızı haykırdığınız o an başlar.

Yorum bırakın