İleride Değil, Bugünde Kim?

İnsanları oldukları gibi değil, olabilecekleri gibi sevmek sandığımızdan daha yaygın bir alışkanlık. Hatta çoğu zaman bunun farkına bile varmıyoruz. Karşımızdaki kişiye bakıyoruz ama aslında gördüğümüz şey onun bugünkü hali değil, zihnimizde kurguladığımız gelişmiş versiyonu oluyor. Bir ihtimale âşık oluyoruz. Bir taslağa bağlanıyoruz. Gerçek kişi ise o taslağın gölgesinde kalıyor.

“Şu an biraz kararsız ama aslında çok zeki.”
“Şimdi böyle davranıyor çünkü zor bir dönemden geçiyor.”
“Hazır değil ama doğru kişiyle değişir.”

Bu cümleler umut gibi durur. Fedakârlık gibi durur. Hatta bazen derin bir sevgi göstergesi gibi bile algılanır. Oysa çoğu zaman yaptığımız şey, mevcut gerçeği ertelemektir. Bugünü askıya alıp yarına yatırım yapmaktır. Potansiyel dediğimiz şey bir ihtimaldir. Karakter ise bir örüntü. İhtimaller heyecan vericidir çünkü henüz hayal kırıklığı üretmemiştir. Ama örüntüler nettir. Ve netlik romantik değildir.

Potansiyel bağımlılığı dediğimiz durum tam olarak burada başlar. Bir insanı olduğu haliyle değil, olabileceği haliyle sevmek. Onun henüz var olmayan bir versiyonuna yatırım yapmak. Bu, dışarıdan bakıldığında sabır gibi görünür ama çoğu zaman kontrol arzusuyla ve kurtarıcı rolüyle bağlantılıdır. Birini dönüştürme fikri güçlüdür. “Onu ben toparladım” demek, “onun hayatında fark yarattım” demek, görünenden daha fazla ego besler. Çünkü o zaman sıradan bir ilişki yaşamıyoruzdur, bir değişimin parçası oluyoruzdur.

Ama şu soru genelde sorulmaz: Karşımızdaki kişi gerçekten değişmek istiyor mu? Yoksa biz mi onun değişmesi gerektiğine inanıyoruz?

Birini potansiyeli için sevmek, onu olduğu haliyle yeterli görmemek anlamına gelir. Bu çoğu zaman bilinçli yapılan bir şey değildir. Hatta kişi kendini fedakâr ve anlayışlı hisseder. Fakat uzun vadede bu dinamik yorar. Çünkü beklenti sessizce büyür. “Bir gün böyle olacak” düşüncesi zamanla “neden hâlâ böyle?” sorusuna dönüşür. İşte o noktada hayal kırıklığı kaçınılmaz olur.

Gerçek şu ki insanlar değişebilir, evet. Ama değişim dış baskıyla değil, iç motivasyonla olur. Birinin inanması, sabretmesi ya da beklemesi tek başına yeterli değildir. Değişim istemeyen biri, sadece bekleyen birini yorar. Bu da ilişkide görünmeyen bir dengesizlik yaratır. Biri geleceğe yatırım yaparken diğeri bugünü yaşamaya devam eder.

Potansiyel bağımlılığı bazen kişinin kendi değer algısıyla da ilgilidir. Bazı insanlar seçilmekten çok seçen olmayı ister. Birinin dönüşümünde pay sahibi olmak, vazgeçilmez hissettirir. “Ben olmasam böyle olmazdı” duygusu güçlüdür. Ancak sağlıklı bir bağ, bir tarafın diğerini inşa etmesi üzerine kurulmaz. İki yetişkin bireyin kendi sorumluluğunu taşıyabilmesi üzerine kurulur.

Bir başka boyut daha var. Potansiyeli sevmek, belirsizliği sevmektir. Belirsizlik heyecan üretir. Tam netleşmemiş bir hikâye, zihinde tamamlanmaya daha açıktır. Bu da duygusal yatırımı artırır. Oysa net bir insanla ilişki kurmak daha sade bir deneyimdir. Dramı azdır. Muğlaklığı azdır. Ve belki de bu yüzden daha az romantize edilir. Çünkü sis dağıldığında geriye sadece gerçek kalır.

Asıl mesele şu: Karşımızdaki kişiyi gerçekten görüyor muyuz, yoksa görmek istediğimiz versiyonu mu izliyoruz? Eğer bir ilişki sürekli “ileride” üzerine kuruluysa, bugünle bağ zayıflar. Sürekli geleceği konuşan bir dinamik, şimdiki zamanı ihmal eder. Oysa bir insanın bugün sunduğu şey, yarın sunabileceğinin en dürüst göstergesidir.

Olabilecek biriyle değil, olan biriyle ilişki kurmak daha cesur bir tercihtir. Çünkü orada fanteziye yer yoktur. Netlik vardır. Netlik bazen hayal kırıcı olabilir ama aynı zamanda özgürleştiricidir. En azından neye yatırım yaptığınızı bilirsiniz.

Sevgi bir projeye dönüşmemelidir. Kimse kimsenin gelişim planı değildir. Birini olduğu haliyle kabul edemiyorsak, belki de sevdiğimiz şey o kişi değil, onun üzerinden yazdığımız hikâyedir.

Ve hikâyeler güzeldir ama hayat, yazılmamış ihtimallerle değil, somut gerçeklerle ilerler.


Yorumlar

Yorum bırakın