Buraya Sığmıyorum

Bu aralar daha fazla yazasım var çünkü düşünmekten sıkıldım. Aslında her bir şeyden sıkıldım. Sıkılmaktan bile sıkıldım. Hayatta bir türlü tatmin olamamaktan, ne yapsam memnun olmayan iç sesimden de sıkıldım. En nihayetinde bu hayatın sonlanacağını bilmeme rağmen kıymet bilmek yerine doyuramadığım nankör nefsimden de sıkıldım.

Bu hâl bir anda gelmedi. Sessizce yerleşti. Günler birbirine benzerken, yapılabilecek şeyler varken ama hiçbirine gerçekten temas edilemiyorken büyüdü. Ne yapılsa eksik kaldı, ne yaşansa tam hissettirmedi. Mesele yapılacakların azlığı değildi; yapılanların içinden geçememekti. her şey mümkün gibiydi ama hiçbir şey çekici değildi.

Bugün bir karar verdim. Bu sıkıntı neyin nesi böyle. Yapacak çok şey var. Toparlanmalıyım. Tembellik değil bu, vazgeçiş hiç değil. Bu, uzun süredir aynı yerde duran bir hâlin içten içe daralması. Beklemekten yorulmuş bir zihnin kendine sorduğu bir soru.

Bir noktada fark ediyorum hayatla araya mesafe girmiş. İzlemek kolay, katılmak zor. Oyalanmak mümkün ama dolmak zor. Bu yüzden sıkıntı geçmiyor, sadece şekil değiştiriyor. Bazen ekrana, bazen yatağa, bazen boş düşüncelere sığınıyor.

Uyanmak da burada başka bir anlam kazanıyor. Sadece gözleri açmak değil; bir niyetle başlamak ihtiyacı beliriyor. Bedeni harekete geçirmek, zihin oyalanmak değil üretmek istiyor. Hayatı uzaktan izlemekten çıkıp içine girmek isteniyor. Korkuyla da olsa, eksik hissederek de olsa.

Bazen bu hâl için büyük kelimeler aranıyor. Fırtına öncesi sessizlik deniyor. çağrı deniyor. Belki hiçbiri değil. Belki sadece sıkıntı. Ama bazı sıkıntılar vardır; geçip gitmez. Yerinden eder. “buraya sığmıyorsun” diye dürter. Alışılmış düzeni sorgulatır, aynı günlerin artık yetmediğini hatırlatır.

“Hayat böyle mi geçecek?” sorusu da buradan doğuyor. Korkudan değil, sezgiden. Çünkü içeride hâlâ başka ihtimaller olduğuna dair bir his var. O his tamamen sustuğunda değil, bastırıldığında rahatsız edici oluyor. Rahatsızlık da bazen en dürüst işaret.


Yorumlar

Yorum bırakın