Artık Olduğum Kişiyi Kabul Ediyorum

Dünya, hiçbir meseleyi dert edecek kadar önemli değil esasında.
Bunu söylemek kolay, yaşamak zor. Çünkü insan, çoğu zaman dünyanın değil; kendi zihninin ağırlığı altında eziliyor.

Bir noktada fark ediyorsun hayat, sandığımız kadar dramatik bir sahne değil. Biz onu dramatize ediyoruz. Başımıza gelenleri, kaçırdıklarımızı, geç kalmışlıklarımızı, “öyle olsaydı”ları… Hepsini büyütüp kendimize yük yapıyoruz. Oysa dünya, senin bir meseleyi ne kadar ciddiye aldığınla ilgilenmiyor. Zaman akıyor. Hayat devam ediyor. Sen dert ederken bile.

Asıl zor olan başka bir şey var. Özlediğimiz eski versiyonlarımız. Daha hevesli olduğumuz hâlimizi özlüyoruz. Daha kolay güldüğümüz, daha çabuk bağlandığımız, daha az düşündüğümüz hâlimizi. Ama fark etmediğimiz şu: O versiyonlar artık yok. Çünkü artık o kişi değilsin.

Ve belki de en doğru olan şey, bunu kabullenmek. Özlediğin eski hâlin dâhil, artık olduğun kişiyi kabul etmek. Bu bir yenilgi değil. Bu, inkârı bırakmak.

İnsan çoğu zaman eski hâlini “daha mutlu” sandığı için özler. Oysa çoğu eski versiyon, sadece daha az farkındaydı. Daha az biliyordu. Daha az görüyordu. Daha az anlıyordu. Bugünkü sen, o hâlin bilmediği şeyleri biliyor. Gördüğü şeyleri artık görmezden gelemiyor. Ve bu, hafif bir durum değil.

Büyümek; daha az heyecanlanmak, daha az şaşırmak, daha az dağılmak demek. Ama aynı zamanda daha sağlam durmak demek. Daha seçici olmak, daha az savrulmak, daha az kendini ispatlama ihtiyacı duymak demek.

Bu yüzden bazen için sıkılıyor. Bu yüzden bazen “ben eskiden böyle değildim” diyorsun. Haklısın. Değildin. Ama artık olduğun kişi, o eski hâlin devamı değil; sonucu. Dünya hâlâ çok da önemli değil. Ama sen, artık her şeyi dert edinecek biri değilsin.

Belki de mesele, eski hâline dönmek değil.
Belki mesele, eski hâlin için bir yas tutup, bugünkü hâlinle barışmak.


Yorumlar

Yorum bırakın