
Travma artık bir kimlik gibi taşınıyor. Bir zamanlar yaşanmış acılar, bugün karakterin bahanesine dönüşmüş durumda. Herkesin bir hikâyesi var. Ama herkesin hikâyesi, başkalarına zarar verme hakkı doğurmuyor.
Bu çağın en büyük yanılgısı şu: “Ben böyleyim çünkü çok şey yaşadım.” Hayır. Sen böyle davranıyorsun çünkü böyle davranmayı seçiyorsun.
Zor şeyler yaşamak seni otomatik olarak haklı yapmaz. Yaralı olmak zarar verme lisansı değildir. Kırılmış olmak kırma hakkı tanımaz. Bir insanın geçmişi olabilir ama bir insanın iradesi de vardır. Travma bir açıklamadır, mazeret değildir.
En tehlikeli cümle şudur: “Ben buyum, değişemem.” Bu cümle iyileşmenin değil, kaçışın cümlesidir. Değişmemeyi seçmek, dönüşmemeyi tercih etmek, sorumluluk almamak bilinçli kararlardır. Kimse mükemmel olmak zorunda değil ama herkes farkında olmak zorundadır.
Bazı insanlar acılarını iyileştirmek için değil, meşrulaştırmak için taşır. Kırıcıdır ve bunu yaralı olmakla açıklar. Sınır ihlali yapar ve “beni böyle kabul et” der. Manipüle eder ve geçmişini öne sürer. Bu iyileşme değildir. Bu, travmayı bir zırh gibi kullanmaktır.
Empatik insanlar genelde aynı tuzağa düşer. “Onun da geçmişi zor” diyerek sınır koymazlar, davranışı tolere ederler, kendi duygularını bastırırlar. Karşı tarafı anlamayı kendilerini korumanın önüne koyarlar. Bu iyilik değildir. Bu, kendinden vazgeçmektir.
Gerçek güç, kendi acını başkasına taşımamaktır. Başkasına fatura etmemektir. Başkasının hayatını kirletmemektir. İrade budur. Karakter budur.
Herkes travmalı olabilir ama herkes toksik olmak zorunda değildir. Herkes yaralı olabilir ama herkes zarar vermek zorunda değildir. Herkes zor şeyler yaşamış olabilir ama herkes sorumsuz olmak zorunda değildir.
Travma bir geçmiş meselesidir. Karakter ise bugünün seçimidir. Kimse “acı çektim” diye başkalarının hayatını zorlaştırma hakkına sahip değildir. İnsan olmak acı çekmekle ilgili değildir. İnsan kalabilmekle ilgilidir.

Yorum bırakın