İnsanların Sana Yaptıkları Değil, Senin Kendine Yaptıkların

Bazı şeyler gerçekten sana yapıldı; haksızlığa uğradın, görmezden gelindin, yanlış anlaşıldın ve bunlar tartışmaya açık değil.

Ama insan bir noktada şunu fark eder: yaşadıklarının ağırlığı değil yoran, o ağırlığı ne kadar süredir taşıdığındır. İşte burası rahatsız eder. Çünkü sorumluluk başkasından sana geçer. 

Kimse kimseyi bir anda harcamaz; bu işler aceleyle olmaz, önce sınırlarını zorlar. Sonra sessizliğini test eder. Ardından seni buna alıştırır. Ve sen her “olsun” dediğinde, her rahatsızlığı yuttuğunda, kendinle arandaki mesafeyi biraz daha açarsın. Derken.. insan kendisine yapılanı değil, katlandığını savunur hâle gelir.

Bu zayıflık değildir, bu umuttur; ama yanlış kişiye, yanlış ihtimale tutturulmuş bir umut, insanın kendine açtığı en derin yaradır.

Kurban anlatısı bu yüzden bu kadar caziptir; insanı temize çıkarır, vicdanını rahatlatır ama hayatını olduğu yerde dondurur. Çünkü hesap sormaz. Çünkü yüzleştirmez. Çünkü değiştirmeyi gerektirmez. Aynı yerde kalmanı sağlar.

Sürekli açıklama ihtiyacı duyuyorsan, sürekli niyetini temize çekmeye çalışıyorsan, durmadan “ben öyle biri değilim” deme refleksi geliştiriyorsan, orada bir bağdan söz edilemez.Orada savunma vardır ve savunma, sevginin dili değildir.

Bir noktadan sonra kimsenin sana yaptıklarının önemi kalmaz. Çünkü artık sorun şudur: “Ben bunu kendime neden hâlâ yapıyorum?” Cevabı bilip kalıyorsan, buna mağduriyet denmez. Alışkanlık denir. Ve alışkanlıklar en zor bırakılan zehirdir.

Kimse seni senin kadar incitemez. Kimse seni senin kadar görmezden gelemez. Kimse seni senin kadar yarı yolda bırakamaz. Çünkü başkaları sadece dener. Sen izin verdiğinde olur.

Bir gün kendinle anlaşma imzalarsın. Artık neyi tolere etmeyeceğini bilirsin. Ve o gün, birçok insanın sana “kötü” demesi pahasına ilk defa kendine iyi davranırsın.

Drama orada biter. Duruş, bedelini ödemeyi göze alanların işidir.


Yorumlar

Yorum bırakın