
Modern insanın en büyük yanılgısı, hayatın bir gün “gerçekten başlayacağı” inancıdır. Bu inanç, bizi bugünden koparıp sonsuz bir ertelenişe sürükler. Gerçeğin ağırlığıyla yüzleşmekten korktukça, kendi yaşamımızdan çekilip başkalarının hikâyesinin izleyicisi oluruz. Bir başkasının acısını, başarısını, arayışını seyretmek; kendi adımımızı atmaktan daha kolay gelir ve böylece görünmez bir tribünde oturup yedek hayatlarla avunan sessiz seyircilere dönüşürüz.
İzlemek kolaydır; risk yoktur, sorumluluk yoktur, yanılma ihtimali yoktur. Eylem ise bunların hepsini ister. Kendi yolunu açmak zordur; bu yüzden başkalarının yürüdüğü yolu izlemek daha cazip gelir. İnsan bazen kendi hayatının kapısını açmaya üşenirken, başkalarının hayatında saatlerce dolaşabilir. Eylemden kaçtıkça, izlemenin konforuna sığınırız; oysa izlemenin içinde özgürlük yoktur. Gerçek özgürlük, insanı kendine yaklaştıran adımlarda saklıdır.
Bugün yaşadığımız birçok şey gerçek değil, sadece gerçeğin bir taklidi. Bir başarı hikâyesini izleyip umutlanırız, bir aşk sahnesiyle duygulanırız, bir macerayla heyecanlanırız ama hiçbirini gerçekten yaşamayız. Gördüğümüz duygular, yaşamadığımız duyguların gölgesi olur. Bu gölge bizi bir süre oyalar, hatta tatmin eder ama harekete geçirmez. Yedek bir hayat eğlendirebilir ama dönüştüremez.
İzlemek zahmetsizdir; yaşamak çaba ister. İzlemek geçicidir; yaşamak kalıcı izler bırakır. İzlemek hafiftir; yaşamak ağırdır. Bu yüzden insanlar çoğu zaman “yaşamak yorucu, izlemek rahat” diyerek kolay olanı seçer. Gözler sürekli bir ekran ışığına alışır, parmaklar sürekli bir akışa teslim olur ama ruh aynı yerde kalır. Tüketmek büyütmez; sadece oyalayarak uyuşturur.
Tüm bu gürültünün içinde gerçek yaşam sessizdir ama güçlüdür. Az konuşur, çok şey söyler: “İzlediğin her şey başkasına ait. Sen ne zaman kendi hikâyene döneceksin?” Gerçek hayat büyük adımlar istemez; küçük bir cesaret yeter. Bir düşünce, bir karar, bir başlangıç… Kendi yönüne dönmek, kendi ritmini bulmak, kendi varlığını hissetmek. İnsan ancak yaşadığında değişir. Ancak kendi yolunda yürüdüğünde izlediklerinin ötesine geçer.
Yedek hayatların cazibesi güçlüdür ama hiçbir yedek, gerçeğin yerini tutmaz. Bir başkasının hikâyesi ne kadar ilham verici olursa olsun, insan ancak kendi hikâyesinin içinde var olur. Ekranlar, akışlar, anlatılar geçicidir; yaşamak ise gerçek. Ve sonunda tüm sorular tek bir yerde toplanır: Seyirci olarak kalmak mı, yoksa kendi hayatının sahnesine adım atmak mı? Gerçek olan, er ya da geç insanı mutlaka çağırır. Ve unutma, kendi kaderini şekillendiren, başkalarının yaptıkları değil; senin devam etme iradendir. Nereye gittiğini bilmesen bile, attığın her bilinçli adım seni daha doğru bir yere götürür.

Yorum bırakın