Ruhumuz Offline Kaldı

Bir kuşak olarak çok şey söylüyoruz. Tweet atıyoruz, yorum yapıyoruz, “story” paylaşıyoruz, hatta bazen bir bakışla bile düşüncelerimizi anlatabiliyoruz. Ama iş kalbimize geldiğinde… orası hep sessiz. Konuşmadığımız şeyler var. 

Birine “nasılsın?” dediğimizde cevabı beklemiyoruz. “İyiyim” demek artık sadece bir refleks cümlesi. Oysa çoğumuzun içi yanıyor, ama kimse gerçekten dinlemiyor. Bir şeyleri anlatma isteğimizle, anlaşılma umudumuz arasına dev bir ekran girdi. Ve biz ekranın parıltısında kaybolduk. Kendini anlatmaktan yorgun, ama anlaşılmamaktan kırılmış bir kuşağız. Duygularımızın “fazla” sayıldığı, sessizliğimizin “soğukluk” zannedildiği bir dönemde yaşıyoruz. O yüzden bazen konuşmamayı seçiyoruz. Çünkü artık anlatmak değil, toparlanmak istiyoruz.

Her gün bir şey dinliyoruz. Podcast, YouTube, Reels, Shorts… Kendimizle baş başa kalmak neredeyse imkânsız. Sessizlik artık ürkütücü geliyor çünkü orada bizi bekleyen bir şey var: gerçek hislerimiz. Z kuşağı diyorlar bize, ama bazen “Z” harfi sonu simgeliyor gibi hissediyorum. Belki de bir şeylerin sonuna geldik: samimiyetin, sabrın, derinliğin… Sürekli güncellenen bir dünyada, ruhlarımızın versiyonu hep beta sürümü kaldı. Hazır değiliz, ama online’ız. Yorgunuz, ama aktif görünüyoruz.

Bir yandan “kendini bul” baskısı, diğer yanda ekonomik kaygılar, belirsizlik, gelecek korkusu… Kuşak olarak en çok bilgiye sahip olduğumuz ama en az huzura erişebildiğimiz çağdayız. “Anlam” dediğimiz şey artık bir filtre gibi; hangi yüzü göstermek istersek, o anki ruh hâlimize göre değişiyor. Kendini tanımaya çalışan birey, sistemin içinde sürekli “yetersiz” hissettiriliyor. Ve bu his, bir süre sonra kronik bir sessizliğe dönüşüyor.

Toplumun “susma”yı zayıflık, “sabır”ı pasiflik olarak gördüğü yerde; biz, susmanın gücünü yeniden tanımlıyoruz. Çünkü artık bağırmak yerine düşünmeyi, haklı görünmek yerine huzurlu kalmayı, herkese anlatmak yerine kendimizi anlamayı seçiyoruz. Ve belki de bu, fark edilmeden başlayan bir devrimdir.

Belki de bu çağda en cesur şey, hiçbir şey dememektir. Kendini sürekli kanıtlamaya çalışan bir dünyada; durup, derin bir nefes alabilmek… O an, bütün sistemin ritmini bozmak gibidir. O yüzden sessiz kalmaktan korkma. Çünkü sessizlik, bazen en yüksek farkındalık sesidir. Ve belki de… gerçek iyileşme tam da orada başlar: hiçbir şey demeden, her şeyi fark ettiğinde.


Yorumlar

Yorum bırakın