
Viktor Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eserinde şöyle der: “İnsanın elinden her şey alınabilir, ama bir şey kalır: Koşullara karşı tavrını seçme özgürlüğü.” İşte post-travmatik büyüme tam da budur. Acının ortasında bile tavrını seçebilme, “Ben buradan yeni bir hayat kuracağım” diyebilme gücü.
Geçtiğimiz günlerde eski bir defter buldum. Sayfalarını çevirirken, bir dönem içinde bulunduğum ilişkiyle ilgili aldığım notlar karşıma çıktı. Yazdıklarım şunlar gibiydi:
“Onunla geleceğimi göremiyorum.”
“Bu ilişki bana ağır geliyor.”
“Bazı şeyler değişmeyecek, ben bunu biliyorum.”
O günlerde aslında çok açık bir farkındalığım varmış. İçimde, kopmam gerektiğini fısıldayan bir ses varmış. Cesaretim yetmemiş, alışkanlığa sığınmışım, belki de kendi yalnızlığımı göze alamamışım. Gün gelmiş ve bu bağ benim adıma kopmuş. Ama o anda hissettiğim tek şey acıydı.
Şimdi, aradan zaman geçtikten sonra o notlara tekrar baktığımda fark ediyorum: Aslında ben çoktan biliyormuşum. Defterime yazdıklarım, içimden çıkamıyor gibi hissettiğim bir durumun kanıtıymış. İhaneti yaşadığımda, o farkındalıklarımı unuttum ve sadece acıya odaklandım. Ama bugün görüyorum ki, hayat benim için bir seçim yaptı. Benim kopmaya cesaret edemediğim bir bağı kesti.
Çünkü hayat bizim yerimize cesur davranır. Bizim bırakamadığımız şeyleri bizden alır. O an acıtır, kırar, yıkar. Ama zamanla anlarsın ki, aslında sana kendi yolunu açmıştır. O defterdeki notlar bana hatırlattı: Ben zaten biliyordum, ama yapamıyordum. Hayat benim yerime yaptı. Ve bugün bu yüzden kendimi daha güçlü hissediyorum.
Psikolojide bu olguya post-travmatik büyüme deniyor. Richard Tedeschi ve Lawrence Calhoun’un tanımladığı bu kavram, travmadan sadece toparlanmayı değil, ondan daha da güçlü ve bilinçli çıkmayı ifade ediyor. İnsan, kaybettikten sonra yaşamın kırılganlığını daha çok görüyor, küçük şeyleri daha çok takdir ediyor, daha derin bağlar kuruyor ve kendi potansiyelini daha cesurca ortaya koyuyor.
Bunun sadece bireysel ilişkilerde değil, çok daha ağır yaşamlarda da örnekleri var. Savaş sonrası hayatta kalan askerler, hayata daha derin bir bakış açısıyla dönebiliyor. Kanserle mücadele eden insanlar, hastalığı bir yıkım değil, yaşamın değerini yeniden keşfetme fırsatı olarak görebiliyor. Stephen Joseph’in dediği gibi: “Travma büyümeyi kendiliğinden getirmez; büyüme, travmaya yüklenen anlamdan doğar.” Yani bizi dönüştüren şey, yaşadığımız olay değil; ona verdiğimiz anlamdır.

Yorum bırakın