
Saygı, ne yaştan, ne makamdan, ne de kan bağından gelir. Saygı, hak edilerek kazanılır. Toplum bize küçüklükten itibaren “büyüklere saygı”, “ebeveyne itaat”, “amir sözü dinlemek” gibi kalıpları öğretti. Ama gerçekte saygı, etiketlerden değil davranışlardan doğar.
Sosyolojik açıdan baktığımızda saygı, toplumun bir arada yaşayabilmesi için ortak bir zemin gibi görülür. Ancak bu zemin tek taraflı olduğunda, yani sadece “statü” üzerinden beklendiğinde, aslında boş bir kabuğa dönüşür. Psikolojik açıdan ise saygı, bireyin sınırlarının tanınması, kendisinin görülmesi ve kabul edilmesi demektir. Bu yüzden, saygı hak edilmeden dayatıldığında, bireyde öfke, değersizlik ve kırgınlık duyguları oluşur.
Bir yönetici düşünün. İşinde hata yapan bir çalışana bağırıyor, onu küçüklüyor. Burada yapılan şey “otorite göstergesi” değil, düpedüz saygısızlık. Hata varsa bunun resmi yolları vardır: uyarı yapılır, yaptırımlar uygulanır, gerekirse işten çıkarılır. Ama hiç kimse, kimsenin onurunu kırma hakkına sahip değildir. İş hayatında çok görülen bu tablo, aslında saygının statüyle değil, nezaketle ilgili olduğunu gösterir.
Çünkü nezaket, saygının en görünür yüzüdür. İşini iyi yapan bir insan, bir garsonun “afiyet olsun” demesi, birinin çevresine karşı nazik davranması… Bunların hepsi saygıyı hak eden davranışlardır. Karşılıklı nezaket, insan ilişkilerinde gerçek saygının temelini oluşturur.
Benim gözümde ölçü çok nettir: Bana nasıl geliyorsa, ben de ona öyle giderim. İster aile olsun, ister iş ortamı, ister yakın ilişkiler… Bir yerde bana saygısızlık yapılıyorsa, orada durmam. Bu, çok değer verdiğim biri de olsa, aşık olduğum biri de olsa, hatta maddi olarak en çok ihtiyaç duyduğum dönemde çalıştığım bir iş yeri de olsa fark etmez. Eğer saygı yoksa, ben de yokum. Çünkü saygı, yok sayıldığında geriye kalan sadece tahakküm ve baskıdır.
Sosyolojik olarak da önemli bir nokta var: Toplumun içinde “yaş” veya “statü” üzerinden saygı beklentisi, aslında kuşak çatışmalarının da temel sebebidir. Yaşça büyük olanın küçük olana otomatik olarak üstünlüğü olduğu sanılır. Oysa psikoloji bize gösteriyor ki, saygı; kişinin sorumluluk alması, karşısındakine adaletle yaklaşması ve sınırlarını ihlal etmemesiyle ilgilidir. 60 yaşındaki biri de, 16 yaşındaki biri de aynı derecede saygıyı hak eder. Ama bu hak, sadece davranışlarla korunur.
Saygı, bir unvan değil, bir seçimdir. Ve o seçim, nezaketle, adaletle, sorumlulukla yapılır. Hak etmeyen kim olursa olsun, ister ebeveyn, ister akraba, ister patron ya da yönetici… Eğer sınırlarını yok sayıyor, baskı uyguluyor, sana şiddet ya da hakaret ediyorsa, sen ona saygı borçlu değilsin.
Saygı zorla alınmaz. Hak edilir. Ve hak etmeyene gösterilen sahte hürmet, hem insanın kendi benliğine hem de topluma yapmış olduğu bir kötülüktür.

Yorum bırakın