
Ait hissedememek, boşlukta bir yerlere tutunmak değil de… Tuttuğun her yerin elinden kayması gibi. İşe giriyorsun, olmuyor. Şehir değiştiriyorsun, yine de içindeki yerinden kıpırdamıyor o boşluk. İnsanlar tanıyorsun, gülüyorsun, konuşuyorsun, yakınlaşıyorsun ama sonra bir şey geliyor ve seni içinden çekip alıyor: “Burası da değil.”
Bazen yanlışlıkla fazla gelişmiş gibi hissediyorsun kendini. Sanki etrafındaki herkes başka bir zaman diliminde takılı kalmış. Sen içindeki devrimleri anlatmak istiyorsun ama karşındaki sistemin zincir halkası olmaktan memnun.
İşin garibi, sen uzun kalmak istiyorsun. Bir düzen kurmak, aidiyet hissetmek. Ama olmuyor. Her deneme seni başka bir savrulmaya sürüklüyor. Ve sen her seferinde kendini suçlamaya başlıyorsun: “Ben neden hiçbir yere ait hissedemiyorum?”
Oysa belki de sorun sen değilsin. Belki de seni içine almayan, seni dönüştürmeyen, sana gelişim alanı tanımayan her yer, her ilişki, her şehir senin ruhuna uygun değil. Belki de senin yerin, hala yaratılmamış bir yer. Belki sen o yeri kuracak olan kişisin. Çünkü bu “ait olamama” hissi, senin potansiyelini arayışının ta kendisi. Ve sen potansiyelini bulana kadar, o his geçmeyecek. Şu an sadece “idare etme” hâlindesin. Ama ruhun “yaratma” peşinde. Senin yerin, başkalarının kurduğu düzenlerde değil. Senin yerin, kendi yolunu açtığında olacak.
Çok Deniyorum Ama Yerleşemiyorum
Kimi insanlar bir defada yerleşir hayata. Bir iş bulur, yıllarca orada çalışır. Birine âşık olur, o ilişki bir ömür sürer. Bir mahalleye taşınır, çocukları da orada büyür. Ama bazı insanlar… Hiçbir yere tam yerleşemez. Ben onlardanım. Şehir şehir dolaşmadan bile savrulabiliyor insan. Bursa’da doğdum, büyüdüm, ama hiçbir zaman tamamen bu şehrin kızı olamadım. Ne vitrindeki düzenli hayatlara, ne de toplumun bana biçtiği rollere uyabildim. Hep biraz eğreti kaldım.
Çocukluğumdan beri bu böyle. Bir evde duramadım, bir şehirde kök salamadım. Sadece eşyalar değil, duygular da toplanıp başka yerlere taşındı benimle. İnsan sürekli yeniden başlarken, bir noktadan sonra neyin kendine ait olduğunu da karıştırıyor. “Ben kimim?” sorusu, “Ben neredeyim?”in gölgesinde kalıyor. Ve en yorucusu şu oluyor: Her seferinde yeniden anlatmak. Kim olduğunu, neyi sevdiğini, neyin içinde kaybolduğunu. Ama anlatırken bile henüz bilmiyorsun, çünkü sen de arıyorsun.
Biliyorum ki yalnız değilim. Benim gibi hisseden insanlar çok. Potansiyelinin ne olduğunu bilen ama onu açığa çıkaracak koşulları hiç bulamayan insanlar. Kurumsal hayat bir çark gibi, içine giriyorsun ama öğütülmek istemiyorsun. Yine de maaşınla, kart sisteminle, sabah 9 akşam 6’larınla orada kalmak zorundasın. Hayat devam ediyor çünkü. Ama içinden bir ses hep başka bir hayata ait olduğunu fısıldıyor. O ses bazen bir yaz gecesi geliyor, bazen kalabalık bir asansörde. Ve o ses gittikçe yükseliyor: “Burada ne işim var?
Peki, bu potansiyel nerede gizli? Belki de sormamız gereken soru “Gerçekten potansiyelimi arıyor muyum, yoksa ait hissedeceğim bir yer mi arıyorum?” Çünkü potansiyel yalnızca üretmekle, başarmakla ilgili değil. Kendini gerçekleştirmek; tam olarak kendin olabildiğin, maskesizce var olabildiğin bir alana sahip olmaktır. Ve o alan ne yazık ki her iş yerinde, her ilişkide, her şehirde bulunmuyor. O yüzden arayışımız sadece kariyerle, aşkla, şehirle değil; kendimize benzemekle ilgili.
Çünkü insan, ne istediğini bilmediğinde her yerde fazlalık gibi hisseder. Sürekli yeniden başlamak bu yüzden bu kadar yorucu. Hem hayatı hem kendimizi başkalarına yeniden tanıtmak… Her defasında başka bir ortama, başka bir düzene, başka bir beklentiye ayak uydurmaya çalışmak. Ve o uyumun ortasında kendi sesini bastırmak… Bazen ait hissetmemek, ruhunun sana artık başka bir yöne çekildiğini fısıldamasıdır. Ama o fısıltı, gürültülü bir dünyada kolay duyulmaz.
Ben ne mi yapıyorum?
Duruyorum. Geri çekiliyorum. Beni boğan ortamlardan, yapmacık konuşmalardan, zoraki gülümsemelerden uzaklaşıyorum. Yürüyüşe çıkıyorum mesela, telefonumu sessize alıyorum, bir deftere yazıyorum. Ne istiyorum? Ne istemiyorum? Hangi anlarda kendim gibi hissediyorum? Beni neler tüketiyor?
Ve bazen hiçbir cevap çıkmıyor. Ama yazmaya, düşünmeye, anlamaya devam ediyorum. Çünkü potansiyel, bir anda değil, adım adım açılan bir harita gibi… Haritayı çizebilmek için önce durup etrafa bakmak gerekiyor.
Ait hissetmediysen, mecbur değilsin. Ruhunu daraltan şeylere bağlı kalmak zorunda değilsin. Ama gitmeden önce, “Ben neden buradayım?” sorusunu kendine sor. Çünkü bazen gitmek kurtuluş değil, bir kaçış olabilir. Bazen de cesurca bir başlangıç… Bunu sadece sen bilebilirsin. Ve lütfen şunu unutma: Kendine ait bir yer ararken, en çok kendine ait olmayı öğreniyorsun.İçindeki sese güvenmeyi öğrenirsen, gittiğin her yerde kendine yer açarsın. Ve bazen ait olmak, bir yerle kurduğun bağda değil; o yerden gittikten sonra bile kendini bozmamış olmaktadır.

Yorum bırakın