Bir insan seni anladığında değil, anladığını davranışa dönüştürdüğünde sana değer vermiş olur.

Görselde bir kadın var. Gerçekte yalnız. Ama yansımada, arkasında bir gölge var. İşte tam da anlatmak istediğimiz şey bu: Bazı insanlar gerçekte yoktur. Ama size söyledikleriyle, cümleleriyle, hayal ettirdikleriyle hayatınızda bir “yansıma” gibi bırakırlar kendilerini. O kişi artık yanınızda değildir. Ama bir mesajıyla, bir “seni anlıyorum” deyişiyle, bir sözde farkındalık cümlesiyle hala varmış gibi görünür. Ve siz de bir noktada, o yansımanın gerçek olduğuna inanmak istersiniz. Ama değildir. Çünkü sevgi bir hayal değil, bir varoluş biçimidir. Ve değer veren kişi, gölgede değil, yanınızda kalandır.

Kimse sizin için değişmek zorunda değil, bu doğru. Ama bir insan, sizin sınırınızı aşan bir davranışta bulunup, sonra da “seni anladım” diyorsa…işte o andan itibaren, sizi beklemeye kodluyor demektir. Çünkü bu cümleyle birlikte o kişi, değişeceğim vaadini doğrudan vermese bile, fark ettiğini ve dönüşeceğini ima etmiş olur. Ve siz de ister istemez beklersiniz. Çünkü hâlâ onu tamamen hayatınızdan silecek kadar değersiz görmüyorsunuz. Ama ne yazık ki o, sizi oyalayacak kadar değersiz görüyor.

Ve bu neye sebep oluyor? Aynı döngüye tekrar ve tekrar dönmenize. “Bak ama sen böyle demiştin”,“Bana bir daha bunu yapmayacağını söylemiştin…” derken, yine aynı yerde buluyorsunuz kendinizi: hayal kırıklığının eşiğinde. Bu yüzden artık kendinize bir kural koymalısınız: Sözleriyle davranışları uyuşmayan insanlara alan değil, sınır çizin. Çünkü o insanların varlığı bir destek değil, bir sapma noktasıdır. Sizi duymuyorlardır. Sadece sizi oyalıyorlardır.

Bak, biri çıkıp açıkça şunu dese:

“Ben buyum. Uyum sağlayabilir misin, yoksa yollarımızı ayıralım?” İşte bu kişi saygıyı hak eder. Çünkü seni manipüle etmiyor, şeffaflıkla konuşuyor. Bu kişiyle anlaşamasan bile, kendini kandırmazsın. Ama seni oyalayan biriyle hem anlaşamazsın, hem de kendinden uzaklaşırsın. Çünkü o sana gerçeği değil, beklentiyi verir. Ve sen kendini “daha iyi bir versiyonunu” beklerken, gerçeğinle baş başa kalırsın. Sahte empati, sadece daha geç kopmalara sebep olur.

Bunu yapan insanlar genellikle ikiye ayrılır: Sınır tanımayanlar ve sorumluluk almak istemeyenler. Bazıları seni gerçekten anlamıştır ama anlamakla yetinir. Çünkü davranışı değiştirmek için emek gerekir. Ve bazı insanlar sadece sözlü konforun içinde kalmak ister. Kendini “duyarlı insan” zannetmek onlara yeter.

Ama gerçek şu ki: Duyarlılık, fark etmekle değil, düzeltmekle başlar.

Bazıları ise seni anlamakla hiç ilgilenmez. Ama bunu “anladım” kisvesiyle gizler. Çünkü seni anlamış gibi yapmak, kontrolü elinde tutmanın daha zarif bir yoludur. Burada karşımıza genellikle narsist eğilimli kişiler çıkar. Bu insanlar empati kurar gibi görünür ama empati kurmazlar. Sana “haklısın” derler ama içinde “ama sen de abartıyorsun” yargısını taşırlar. Onların amacı seni kazanmak değil, seni susturmak ve yönlendirmektir.

Peki neden bunu yaparlar?

Çünkü değişmek zorunda kalmamak için seni bir şekilde ikna etmeleri gerekir. Ve bunun en kolay yolu, “seni anlıyorum” demektir. Ama bakarsın, hiçbir şey değişmemiştir. Hâlâ aynı mesafesizlik, hâlâ aynı savrulmuşluk. İşte o zaman şu gerçekle yüzleşirsin: Bir insan seni anladığını söylüyorsa, bu bir ifade şeklidir. Ama anladığını yaşatıyorsa, bu gerçek değerdir.
İnsanların söylediği şeyleri değil, sana nasıl davrandığını izle. Çünkü davranış, niyetin dışarı sızmış hâlidir. Ve biri sana sevgiyi sözle sunup, davranışla esirgediğinde o kişiyi cümlelerinden değil, eylemlerinden tanımalısın.

İnsanları size söyledikleriyle, güzel cümleleriyle, sizi soktukları beklentilerle idealize etmeyin. Bir cümlenin sıcaklığına aldanmayın, çünkü sözler geçicidir, davranış kalır. Lütfen artık sadece onları davranışlarıyla değerlendirin.