İyi İnsan Sendromundan Kurtulmalısın

Herkesi Memnun Etme Çabası Nereden Gelir?

Memnun etmeye çalıştığımız her insan, aslında bizim çocukken cevapsız kalmış bir “Yeterli miyim?” sorusunun gölgesiydi. Ve biz bu sorunun cevabını başkalarının ağzından duymak için kendimizden verdik. Zaman verdik. Enerji verdik. Hakkımızdan vazgeçtik. Ama kimseyi memnun edemedik. Çünkü biz kendimizden vazgeçtikçe, onlar daha fazlasını bekledi.

Bir gün fark ettim.. Memnun ettiğim herkes gitmişti. Ve ben, kendimden memnun değildim. Başkasını mutlu etme çabası, kendini unutmanın en cilalı hâliymiş. Ben artık o cilayı kazıyıp, kendi aynama bakmak istedim.

Hayır Demeyi Öğrenmek Nasıl Bir Devrimdir?

İstemediğim şeylere, yük hissettiren tekliflere, içime sinmeyen ilişkilere, hatta saçma bulduğum nezaket rollerine bile hep “olur” demiştim. Çünkü bize öğretilen şu “Kadın dediğin kırıcı olmaz.” “Tatlı bir şekilde reddet, kalp kırma.” “İlişkide anlayışlı ol. İş yerinde uyumlu ol. Arkadaş çevrende fedakâr ol.”

Yani birilerine “hayır” dediğimde aslında sadece onları değil, yıllardır üzerime dikilmiş “uyumlu ol”, “iyi ol”, “kadın ol” kostümünü de yırtıyordum. Ve evet, bu bir devrimdi. Küçük bir kelimeyle bir zinciri kırmaktı. “Hayır” dediğin an insanlar bozuluyor. Çünkü seni “hep olur” sanmışlardı. Sınır çizdiğinde seni bencil sanıyorlar, halbuki sen ilk defa kendine sadık davranıyorsun. “Hayır” demek; kendini korumanın, kendi enerjine sahip çıkmanın, ve en çok da kendine duyduğun saygının sesidir.

Gerçek İyilik, Önce Kendine Sadık Kalmaktır

Eskiden şöyle düşünürdüm, İyi insan olmak; hep sabırlı olmak, her şeyi anlayışla karşılamak, herkesin derdine derman olmaya çalışmaktı. Ama meğer bu iyilik değilmiş. Bu kendinden vazgeçmekmiş. Ve en acısı, çoğu kişi bu hâline teşekkür bile etmiyormuş. Gerçek iyilik, önce kendine sadık kalmakla başlıyor. Ne hissettiğini bastırmadan, ne istemediğini cesurca söyleyerek, ve en çok da “kendi sınırına ihanet etmeden” bir başkasına yaklaşarak.

Çünkü kendine bile dürüst olmayan biri, başkasına yaptığı iyiliği de sürdüremez. O iyilik, zamanla yük olur. Ve o yük, sonra öfkeye dönüşür. İçinde içten içe şu sesi duyarsın “Ben hep verdim, neden kıymet bilinmedi?” İşte o yüzden artık şunu soruyorum kendime “Bunu yaparken içim rahat mı?” Eğer cevap evetse, buyur. Ama eğer içimde bir huzursuzluk varsa, hayır diyebiliyorum. Çünkü biliyorum ki benim huzurum kırılarak yapılan iyilik, kimseye hayır getirmez. Gerçek iyilik; başkası seni “iyi biri” sansın diye değil, sen kendine “benim içim temiz” diyebilesin diye yapılır.

İyi Görünmekten Vazgeçtiğim Gün, İyi Hissetmeye Başladım

İyi insan olmaya çalışırken kendimden ne kadar çok vazgeçtiğimi fark ettiğimde… içimde ince bir kırılma olmadı, bir şeyler çatır çatır yıkıldı. Ve o yıkımın altında kalan ben, ilk kez kendimi buldum.

Çünkü artık biri beni “iyi biri” sansın diye değil, kendimle aram bozulmasın diye yaşıyorum. Birileri beni yanlış anlasın diye değil, ben kendimi eksik bırakmayayım diye sınır koyuyorum. Ve herkesi memnun etmek gibi bir hedefim yok, çünkü artık kendimi memnun edebilecek kadar tanıyorum kendimi. Ben kimseye iyi görünmek istemiyorum. Ben sadece…kendime iyi gelmek istiyorum.