
Birileri beni kafasında bir yere koydu diye, orada kalmak zorunda değilim. Beklentilerine göre davranmadım diye hayal kırıklığına uğradılarsa… üzgünüm, ama ben kimsenin fantezisinin figüranı değilim. İnsanların seni kendi kafalarındaki senaryoya göre oynatmak istemesi yeni değil. “Sen şöyle birisin”, “Sen bunu yapmazsın”, “Sen bunu kesin seversin” gibi cümlelerle seni tanımadan çizdikleri haritanın içini doldurmaya çalışmaları… çok sıkıcı. Ve çok eski. Birinin seni nasıl sandığı, senin kim olduğunu belirlemez.
Etiketleme Hızınıza Yetişemiyorum
Beni iki cümlemle çözmüş gibi yapanlar… “Kesin duygusaldır.” “Yok ya bu kesin egoisttir.” “Bence aşırı güçlü.” “Yok ya, içten içe çok kırılgandır.” Hangisiyim? Bilmiyorum. Belki hepsi, belki hiçbiri. İnsanların seni bir başlıkla tanımlayıp, geri kalan tüm cümleleri kendi kafalarından yazmaları o kadar yaygın ki… Adeta hayatımıza “etiket makineleri” yerleştirilmiş gibi. Tanıştığın kişi 5 dakika içinde seni ya “çok cool” bulur, ya “fazla duygusal”. Ya da “hiç öyle düşünmemiştim ama sana bayıldım” gibi ucube bir yere bırakır seni. Yani ne yapsan, bir tanıma zorlanıyorsun. Ama kimse şunu düşünmüyor. Ben sürekli değişiyorum. Dün verdiğim tepkiyle bugün verdiğim aynı olmayabilir. İyileştikçe başka biri oluyorum, yoruldukça daha kabuklu, güçlendikçe daha sessiz… Beni çözemediniz diye karmaşık değilim. Sadece etiketlenecek kadar basit değilim.
İnsanların senin hakkında bir hikâye yazması o kadar kolay ki… Bir bakışı, bir mesajı, bir sessizliği alıyorlar sonra üzerine bol bol tahmin ekleyip kendilerine uygun bir “versiyon Seda” yaratıyorlar. Ve sen bu versiyona uymazsan sorun çıkıyor. “Değişmişsin.” “Eskisi gibi değilsin.” Hayır. Ben hiç öyle olmadım. Sen öyle sandın. Beni bir davranışımla tanımlayıp, sonsuza kadar aynı kalmamı bekleyen herkes şunu bilmeli. Ben insanım. Bir ruh hâlim yok. Bin tanesi var. Ve her birine yer var bende. Sen benim sakinliğime bakıp “soğuk” demek istedin. Ama ben o an sadece yorulmuştum. Birine sınır koyunca “kibirli” oldum, ama sınırlarımı koruyordum. Kendimden bahsedince “dikkat çekmek istiyor” oldum, ama belki de sadece bir kere görünmek istemiştim. Sana uygun olmayabilirim. Ama sana ait de değilim. Ben, senin kurguladığın versiyon değilim. Ben kendi hikâyemin ana karakteriyim.
Kendin Olmak = Korkutucu Ama Özgür
Kendin olmak… kulağa şiir gibi geliyor. Ama yaşaması roman gibi uzun ve yer yer trajikomik. Herkes “kendin ol” der, ama sen kendin olduğunda önce bir sessizlik olur. Sonra da hafif bir hayal kırıklığı yayılır etrafa. Çünkü beklentilerini karşılamamışsındır. Çünkü “öyle biri değildin” sanıyorlardı. Kendin olmak, bazen yalnız kalmak demek. Ama yine de başkalarının arasında kaybolmaktan iyidir. Kendi kararlarının sorumluluğunu almak, bazen ağır gelir. Ama birilerinin senin adına karar vermesinden çok daha hafiftir. Çünkü insan ne zaman gerçekten kendisi olmaya başlarsa, önce bir şeyleri kaybeder. Ama sonra o boşluklar… özgürlükle dolar. Ve işte o an, hayatın ilk kez senin için aktığını fark edersin. Senin kurallarına göre. Senin hızına göre. Senin gibi. Evet, kendin olmak korkutucudur. Ama bir ömür kendin olmadan yaşamak daha korkunçtur. Ve ben korka korka da olsa kendim olmaktan vazgeçmeyeceğim.
Varsaydın, Yanıldın
Beni kendi kafandaki senaryoya göre tanımladın. Bir bakışıma mana, bir suskunluğuma anlam, bir gülüşüme etiket yapıştırdın. Ama ben o rolü oynamayı hiç kabul etmedim. Ben senin sandığın kişi değilim. Ben her gün biraz daha kendine yaklaşan biriyim.
Başkasının hayalinde yaşamak, kendi hayatını bir başkasının eline teslim etmek demektir. Onların yazdığı karakterle var oluyorsan, bir süre sonra aynada gördüğün kişiyle bağın kopar. Ben o kopuşu yaşamak istemedim. Kimse beni kendi eksiklerini tamamlama projesine dönüştüremez. Sırf sen böyle bekliyorsun diye, sırf “benden o olur” diye düşündüğün için ben öyle olmak zorunda değilim. Beklentine uymadım diye kırılıyorsan, bu benim kabahatim değil.
Çünkü ben senin onayına göre varlık göstermiyorum. Senin takdirinle kendime kıymet biçmiyorum. Ben kendim olarak kendime yetebiliyorum. Ve bu yüzden, sırf bana biçtiğiniz rolle çatışıyorum diye çirkinleşeceğinizi, saldırganlaşacağınızı, suskunluğumu bile provoke edeceğinizi bildiğim halde sizi kaybetmekten korkmadım. Çünkü kendimi kaybetmekten daha çok korktum.

Yorum bırakın