Manipülasyonu Gör, Oyunu Boz, Sırtını Dön

Narsistlerle dans etmeyi değil, uzak durmayı seçmek.

Manipülasyon, bir kişinin diğerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı, duygusal ya da zihinsel müdahale biçimidir. Ama bu müdahale açıkça “sana zarar vermek istiyorum” şeklinde gelmez. Aksine, çoğu zaman sevgiyle, ilgiyle, destekle kamufle edilmiştir. Karşı taraf sizi öyle bir hale getirir ki, artık onun doğrularını sorgulamaz, kendi hislerinizi bastırır, karar verirken onun onayına ihtiyaç duyarsınız.

Manipülatörler kimdir?

Manipülatörler, hayatı kendi eksenine çekmeye çalışan insanlardır. Ama bunu açıkça “ben merkezciyim” diyerek yapmazlar. Aksine, onlar çok seviyor gibi yapar, çok ilgili görünür, çok haklıymış gibi konuşurlar. Çünkü manipülasyonun hammaddesi, samimiyet kılıfıdır.

Manipülatör; sizi yönetirken aslında sizi değil, kendi eksiklerini örtmeye çalışır. Sizin üzerinizde kurduğu hakimiyet, onun güçsüzlüğünün dışa vurumudur. Ve bu yüzden her şey sizinle başlar, ama asla sizle ilgili değildir.

“Sen bana bunu hissettirdin.”

“Senin yüzünden böyle oldum.”

“Bunu yapmamın sebebi sendin.”

Sürekli “sen” ile başlayan cümleler, sizin değil, onun probleminin bir yansımasıdır. Manipülatörler kendilerini asla dönüştürmez. Çünkü dönüşmek, öz farkındalık ister. Onlar bunun yerine etraflarındaki insanları şekillendirmeye çalışır. Ta ki biri durup “Ben bu oyunda yokum” diyene kadar.

Manipülasyon tam olarak burada başlar. Kendini ‘akıllı’, karşısındakini ‘zayıf’ göstermeye çalışan bu kişiler, insanlara oyunlar kurar, planlar yapar, sonra da “Ben masumum” maskesiyle sahneye çıkar. Ve en tehlikelisi şu. Bunu yalnız yapmazlar. Yanlarında piyonları, yancıları, inandırdıkları figüranlar olur. Ama bunların hepsi, aslında onların mutsuzluğunu alkışlayan seyircilerdir.

Hayat karşımıza kendini “masum” gibi gösteren ama arka planda oyunlarını kurgulayan insanları çıkarır. Ortak özellikleri şudur: Kendilerini parlatmak, sizi karartmak isterler. Ve bunu yaparken bir sahne kurarlar. Sahne ışıkları, replikler, kostümler hazırdır. Sadece size bir rol biçmeleri kalmıştır.

Manipülasyonun hedefinde olan kişi çoğu zaman kendini anlatma ihtiyacı hisseder. Çünkü bir noktada şunu fark eder:

“Ben anlatılan kişi değilim. Bunu bana nasıl yapar?”

Şaşkındır. Çünkü karşısındaki kişi bir dönem en çok güvendiği, en güzel anlarını yaşadığı, en zor günlerinde yanında olmuş, destek vermiş, sır paylaşmış biridir. Ve şimdi… bir yabancıya dönüşmüştür. Ama gerçek dönüşüm burada başlamaz. Siz, onun manipülasyonlarını fark ettiğinizde… yani “hayır” dediğinizde, onun kurduğu sahneden inmeye karar verdiğinizde işler değişir. Çünkü manipülatörler kontrol kaybına tahammül edemez.

Sizi bir anda “yüceltilmiş kişi” pozisyonundan indirip, “itibarsızlaştırılması gereken hedefe” çevirirler. Ve hemen ardından kendilerini kurtarmak için yepyeni bir senaryo yazarlar. Bu senaryo her şeyden önce şunu amaçlar:

“Ben mağdurum. O bana bunu yaptı.”

Ve buradan sonra öyle bir PR kampanyasına girişilir ki, aile bireyleri bilgilendirilir, arkadaş grupları taraf yapılır, sosyal medya postları hazırlanır, imalı story’ler atılır ve neredeyse ulusal bir televizyona bağlanıp “Ben ne çektim be!” konulu bir özel yayın başlatılacak seviyeye gelinir.

Tabii ki tek başına yapılmaz bu. Yanına hemen yeni figüranlar alınır. Sizin yokluğunuzu kapatmak için rolünüze gönüllü yeni karakterler yazılır. Bunlar genelde sizi hiç tanımayan ama sizden nefret etmeye gönüllü “yedek oyunculardır.” Ve ne yazık ki her şovun bir seyircisi de mutlaka bulunur.

Ama siz… dışarıdan bir gözle şunu izlersiniz: “Bu kadar büyük bir şovun merkezine beni koymak için ne kadar da uğraşmışlar.” Ve gülümsemeye başlarsınız. Çünkü artık bir parçası olmadığınız bir senaryoya hâlâ sizin üzerinizden reyting kasılmaya çalışıldığını görürsünüz. İşte tam da burada, içinizden bir ses şöyle der: “Ben sahneden indim. Siz hâlâ benimle oynuyorsunuz. Ama artık ben izleyiciyim. Ve açıkçası bu komediye bilet almamıştım.”

“Sizin Yerinizde Oynamaya Çalışanlar”

Manipülatör asla tek başına kalmaz.

Her şovun bir figüranı olur. Bu bazen yeni hayatına aldığı biri olur. Bazen sizin bıraktığınız anıları onunla tekrar etmeye çalışan biri. Bazen arkadaş, iş arkadaşı, bir dost, bir sosyal medya figürü… Ama fark etmez. Sizin olmadığınız bir sahnede sizin rolünüzü oynayan herkes, sadece bir tekrar tuşudur. Ve bu tekrarın içinde şunu görmek inanılmaz bir histir: Size ait olan şeyleri, sizin yokluğunuzda taklit etmeye çalışıyorlar. Aynı replikler, aynı pozlar, aynı hikâyeler… Ama sizin olmadığınız bir sahnede, her şey eksik ve gülünç kalır.

Bir noktaya gelirsiniz ya… Artık “neden?” sorusu sizi ilgilendirmez. Çünkü defalarca düşündükten sonra bir gerçeği görürsünüz: “Ben kim olduğumu biliyorum. Anlatmak zorunda değilim.” Ama itiraf edelim, bu noktaya gelene kadar içten içe çürümüşsünüzdür.Tüm bu tiyatro kolay sindirilecek bir şey değildir.

Kurban bu süreçte şoka girer. Ve özellikle de “Bunu bana nasıl yapar?” “Bunu hakedecek bir şey mi yaptım?” sorusuna takılır. Aylarca çıkamaz oradan. Ama işte burada oyunun kırılma noktası gelir. Ve artık mesele sadece duygularla ilgili değildir.

Buradan sonrası: İRADE. Zaten daha önce dedik: İrade, hissettiklerini kontrol edebilmektir. Çünkü manipülatörün tek derdi sizden tepki almaktır. O bütün şovu, hikâyeyi, PR kampanyasını, figüranları sadece bir amaçla organize etmiştir: Sizden büyük bir reaksiyon almak.

İki yol vardır: Ya onun beklediği o öfkeyi verirsiniz. Bağırır, yazışır, karşılık verir, kendinizi rezil edersiniz. Ve bu sırada, “Bakın demiştim, zaten sorunlu biri” diyerek sizi gösteren parmaklar haklı çıkar. Ya da onun istediğinin tam aksine hiçbir tepki vermezsiniz. O zaman ne olur biliyor musunuz? Manipülatör çalmak için sahneye çıkar. Ama alkış yoktur. Oynamaya başlar. Ve sonra… Kendi kendine çalıp oynayan bir yetişkin kuklaya dönüşür. İşte o anda, Siz dışarıdan, çekirdeğinizi, kolanızı alır, bu ucuz gösteriyi izlemeye başlarsınız.

Yanda yeni bir figüran… Hikâye aynı, dekor başka. Sizin anılarınızı kopyalamaya çalışır. Sizin sözlerinizi tekrar eder. Sizi taklit eder. Ama sizi çoktan kaybettiğini, hala sizin üzerinizden var olmaya çalıştığını fark etmez. Yaşadığı hiçbir an kendine ait değildir. Hepsi size şov yapma çabasının bir parçasıdır. Ama artık siz buna üzülmezsiniz. Gülersiniz. Çünkü gerçekten mutlu olan insanlar başkalarına şov yapmaz. Mutlu insanlar sadece yaşar.

Ve Unutma: Duruş, En Güçlü Tepkidir

Hayatta hiçbir oyun, hiçbir manipülasyon, hiçbir itibarsızlaştırma çabası bir insanın gerçek değerini tanımlayamaz. İnsanlar neye inanırsa inansın… Ne söylenirse söylensin… Olan tek gerçek vardır: Siz nerede duruyorsunuz? Ve nasıl davranıyorsunuz? Gerçek güç; başkalarının sizi nasıl tanımladığı değil, sizin kendinizi nasıl taşıdığınızdır.

İrade sadece hiçbir tepki vermemek değildir. İrade, ne zaman, neye ve nasıl tepki vereceğini seçebilmektir. Doğru zamanda susmak da iradedir. Ama yeri geldiğinde, size yakışan şekilde konuşmak da. Siz oyunun bir parçası olmak zorunda değilsiniz. Ama sahnenin tozunu silkeleyip, gerektiğinde tek bir cümleyle perdeyi kapatabilirsiniz.

Tepki vermek, bağırmak değildir. Kırmak, karalamak, ödeşmek değildir. Tepki; duruşla, üslupla, kendinle uyumlu bir şekilde verildiğinde değerlidir. Ve asıl kazanım şudur: Siz sahneden indiğinizde bile hâlâ sizin üzerinizden şov yapan birileri varsa, oyunu çoktan kazanmışsınız demektir.